Uzun yıllar önce insanlar yeme alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemiyorlar, yeni bir lezzeti tatmaktan çekiniyorlardı. 70'li ve 80'li yıllarda Türk mutfağı ve balık restoranları dışında mekanlara rastlamak mümkün değildi. Kimse yeni bir yemek ile kendini riske atmıyordu. İşte insanların yeme-içme konusunda katı bir durum sergiledikleri yıllarda 1987 yılında Cemal Turgutlu, radikal bir kararla ilk Uzakdoğu mutfağı Dragon'u açtı. Turgutlu, Girne'den İstanbul'a taşıdığı bu restoranla insanları Uzakdoğu’nun efsane yemekleri; Çıtır ördeği, sizzling'i, tatlı-ekşi soslu tavuğu, kızartılmış dondurma ile tanıştırdı. Hong Konglu aşçılar Kanton ve Szchuan mutfağının en başarılı örneklerini Dragon'da görücüye çıkardılar. Kısa sürede Hilton'un alt katında efsaneleşen bu restoranın öncülüğüyle, diğer işletmeciler de risk alıp Uzakdoğu'nun ve dünyanın sayılı restoranlarını İstanbul'a getirdiler. Cemal Turgutlu ve Ergun Yücebıyık turizmde bu yönüyle bence övgüleri hak ediyor.
Nihayet açıkhavada
Dragon sonunda bahçeye de çıktı. Cemal Turgutlu ve Ergun Yücebıyık zaten yıllardır yaz aylarında mekanı bahçeye çıkarmak istiyordu ancak Hilton’un yetkilileri nedense buna izin vermiyorlardı. Hilton’un müdürler sonunda Dragon’un önemini ve otele yaptığı büyük katkıyı da anladılar ve Dragon’un bahçeye çıkmasına izin verdiler bence çok isabetli seçim yaptılar. Hilton’un bahçesine çıkan mekanın bahçe dekorasyonu da mükemmel olmuş. Geçen hafta bende bu keyifli mekanı görmek adına Dragon’a gittim. Mekan yeni olmasına rağmen içerisinin tıklım tıklım dolu olduğunu ve gelen misafirlerin oturacak yer bulamadıklarını gördüm. Son derece keyifli bir mekan, komple denizi görüyor ve muhteşem bir manzarası var. Yaz aylarında Reina’da hizmet veren Dragon için Ortaköy’ün trafiğine kapılmak istemeyenler için iyi bir alternatif oldu. Ve en önemlisi ise bir mekan sahibi olarak Ergun Yücebıyık’ın gelen misafirleri ile içten, cana yakın ve samimi davranışı. Bir mekanı yüceltecek ve zirveye taşıyacak en önemli bu unsur Ergun’da yer alıyor.