Etrafımda herkes Doğuş’un kaza geçirip denizde kaybolması olayını duyunca hemen “Gökhan Özen’de kaybolmuştu” diye gülmeye başlıyor. Peki neden kimse Doğuş’a inanmıyor? Şimdi yalancı çobanın hikayesini hatırlayalım. Köylüleri “sürüyü kurt bastı” diye yalandan defalarca paniğe sokan çoban, bir gün gerçekten sürüyü kurt bastığında köylüleri çağırmış. Fakat o gün de çobana kimse inanmamış. Reklam kokan hareketler bunlar. Dün ölüm tehlikesi atlatan bir insan nasıl ertesi gün kanal kanal dolaşır? Ölüm tehlikesi üzerinden reklam yapılır mı? İşte çıkarsın bir TV programına, saatlerce bu işin reklam olmadığını anlatmak zorunda kalırsın. Doğuş’un konuşmalarını dinlemek tam bir eziyet, resmen işkence. Akıl sır ermiyor doğrusu. Tam dokuz saat denizde kalmış, boğulmamış. Nasıl olur?.. Fizik kurallarına aykırı bu söylemler, anlamak mümkün değil. Doğuş yaşadıklarını öyle bir anlatıyor ki neredeyse Doğuş’un gidip elini ayağını öpeceğiz. Ne ulu bir insanmış Doğuş. Kaza geçirdiği gün karşısına mavi gözlü, dünya yakışıklısı bir erkek çıkmış. Daha vaktin var demiş. Allah Allah neler oluyor şu dünyada. Doğuş bunu da ballandıra ballandıra anlatıyor ekranda. İnsan baygın halde denizin içinde nasıl dokuz saat kalır. Doğuş bizim kafamız basmıyor, anlamıyoruz. Biyolojik olarak imkansız değil mi bu sence? Bir de yaralarını gösteriyor, Doğuş. Ben baktım yara bere yok ki. Bir ufak tentürdiyot sürülmüş alnına o kadar. “Kedi şeyini görmüş yaram var demiş.” Hey Allahım ne günlere kaldık.